24 Aralık 2016 Cumartesi

1- ALLAH HER ŞEYİ BİR ÖLÇÜYE GÖRE YARATMIŞTIR


Evrendeki ölçü, düzen ve dengeye örnekler:

     1- Canlıların yaşamak için oksijen tüketmesi, bunun sonucunda karbondioksit açığa çıkarması, bitkilerin bu karbondioksiti kullanıp oksijen üretmesi.
     2- Denizlerdeki tuz oranının, deniz canlıları için uygun ve dengeli bir seviyede olması.
     3- Dünya ile güneş arasındaki mesafenin, dünyadaki canlıların yaşayabilmesi için en ideal uzaklıkta olması.


2- KADER VE EVRENDEKİ YASALAR

Kader: Allah'ın evrende olacak olan her şeyi belli bir ölçü, düzen ve uyum içerisinde önceden planlamasına kader denir.

Kaza: Allah tarafından önceden planlanan bu olayların zamanı gelince gerçekleşmesine kaza denir.

Örneğin; Bir insanın ne zaman doğacağının önceden planlanması kader, zamanı gelince o kişinin doğması kazadır.

Evrendeki Yasalar 

a- Fiziksel yasalar: Madde ve enerjinin oluşumu, değişimi, yapısı, hareketi ve maddeler arası ilişkiler ile ilgili prensiplerdir. Fiziksel yasalar deneye, gözleme ve araştırmaya dayalı olduğu için evrensel ve değişmez bir niteliğe sahiptir. Örnek; suyun kaldırma kuvveti.

b- Biyolojik yasalar: Canlıların yapısı, beslenmesi, korunması, gelişmesi ve üremesiyle ilgili yasalardır. Örneğin; etle beslenen hayvanların çene yapılarının otla beslenenlerden farklı olması. Develerin çöl iklimine uygun yaratılması...

c- Toplumsal yasalar: Toplumsal olaylar arasında var olan sebep-sonuç ilişkisini gösteren yasalardır. Örneğin; Sanayileşmenin artması ve tarımsal üretimin azalmasıyla köyden kente göçün hızlanması.
     Allahü Teala toplumsal yasalardan Kur'an'da "sünnetullah" diye bahsetmiştir. "...Sen Allah'ın yasasında (sünnetullah'ta) hiçbir değişiklik bulamazsın..." (Fatır suresi, 43. ayet)


3- İNSANIN İRADESİ VE KADER

Cüz'î irade: Allah tarafından insana verilen sınırlı seçme özgürlüğüne cüz'i irade denir. İnsan akıl sahibi olduğu için düşünce, söz ve davranışlarında özgürdür. İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasında tercih yapabilir.
     Allah insanlara kutsal kitaplar ve peygamberler göndererek iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı bildirmiş, ancak seçme-tercih etme konusunda insanı özgür bırakmıştır. İnsan bu yaptığı seçimlerden Allah katında sorumludur. "Ona iki yolu (iyiyi ve kötüyü) gösterdik." (Beled suresi, 10. ayet). Örneğin insan alkollü bir şekilde trafiğe çıkıp kaza yaparsa bu yaptığı tercihten Allah katında sorumludur. Bu kaderdir diyerek sorumluluktan kurtulamaz.

     İnsanın tercih edebildiği ve bunun sonucunda sorumlu olduğu durumlar: Çalışmak, üretmek, hayırlı işler yapmak, güler yüzlü olmak, ibadet etmek veya bunların tersi...

     İnsanın tercih hakkı bulunmayan ve dolayısıyla sorumlu olmadığı durumlar: Anne-babasının kim olacağı, hangi milletten olacağı, ne zaman doğacağı, ne zaman öleceği, cinsiyetinin ne olacağı...



Küllî irade: Allahü Teala'nın sınırsız dileme gücüdür. O bir şeyin olmasını dilediği zaman ona "ol" der, o da oluverir.

İnsanın özgürlüğü ve sorumluluğu:
     - Bir insanın yaptığı davranışlardan, söylediği sözlerden Allah katında sorumlu olabilmesinin şartı akıl ve irade sahibi olmasıdır. "Aklı olmayanın dini de yoktur" (hadis-i şerif)
     - Deliler ve çocuklar eylemlerinden sorumlu değildir.
     - İnsanın sorumluluğu ise gücü ile sınırlıdır. "Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez." (Bakara suresi, 286. ayet)
     - Allah insanı din seçiminde özgür bırakmıştır. "Dinde zorlama yoktur." (Bakara suresi, 256. ayet)

İnsanın çabası: Emek ve rızık
     Kendi emeğiyle çalışarak helal yoldan kazanmak ve bu vesile ile rızkını temin etmek dinimizde çok önemlidir. Dünya ve ahiret mutluluğuna erişmek için maddi ve manevi anlamda çaba harcamalıyız. "Gerçekten insan için kendi çalışmasının karşılığından başka bir şey yoktur."(Necm suresi, 39. ayet)
     Peygamberlerin meslekleri:
                Hz. Adem - çiftçilik
                Hz. Musa - çobanlık
                Hz. İdris - terzilik
                Hz. Davut - demircilik
                Hz. Muhammed - ticaret
     Dinimizde çalışmadan, emek harcamadan kötü yolla kazanç elde etmek (kumar, tefecilik vb) haram sayılmıştır. Dilencilik de bu şekildedir. "Sizden herhangi birinizin sırtına bir bağ odun yüklenip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır." (hadis-i şerif)
     Allah rezzaktır, yani canlılara rızkı verendir. İnsana düşen rızkına ulaşmak için çaba göstermek ve helal yollara başvurmaktır.

Dünya hayatının sonu: Ecel ve ömür
Her canlının sahip olduğu yaşam süresine ömür denir.
Ömrün bittiği zamana da ecel denir.

4- ALLAH'A GÜVENMEK (TEVEKKÜL) 

Tevekkül kavramının sözlük anlamı:
 Allah'a güvenmek, dayanmak.
Tevekkül kavramının terim anlamı: Bir iş yaparken gerekli olan bütün çabayı, gayreti gösterdikten sonra işin sonucunun başarıyla noktalanması için Allah'a güvenmek, sonucu O'na bırakmak. Örneğin; sınavımıza yeterli derecede çalıştıktan sonra başarı için Allah'a güvenmek, O'na dayanmak.

Konuyla ilgili örnekler:
     1- Bir adam Peygamber Efendimize gelerek, "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı Allah'a tevekkül edeyim?" diye sordu. Peygamberimiz ona "Önce bağla, sonra tevekkül et!" buyurdu.
     2- Peygamberimiz Hendek Savaşı'nda (627) sahabeden Selman-ı Farisi'nin önerisiyle Medine kentinin etrafına derin bir hendek kazdırmış, böylece düşmanın şehre girmesine engel olmuştur.



1- İNSANIN PAYLAŞMA VE YARDIMLAŞMA İHTİYACI
İnsanlar toplum halinde yaşadıkları için paylaşma ve yardımlaşmaya ihtiyaç duyarlar. Sosyal hayattan ayrı olarak tek başına yaşayan bir insan bile hayatını sürdürmek için doğadaki bitkilere, hayvanlara muhtaçtır. Bir toplumda herkesin gelir durumu, maddi refah düzeyi eşit değildir. Bunun çeşitli nedenleri olabilir.


Böyle bir durumda Yüce Allah'ımızın "Onların (zenginlerin) mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır." emri gereğince zenginler maddi imkanlarını fakirlerle paylaşmalıdır.

     Paylaşma ve yardımlaşmanın maddi tarafı olduğu gibi manevi tarafı da vardır. Çünkü insanlar sevinçlerini paylaşarak artırır, üzüntülerini ise paylaşarak azaltırlar. İyi ve kötü günlerinde sevdikleri, değer verdikleri insanların yanlarında olmalarını beklerler.

     Paylaşma ve Yardımlaşmanın Bireysel Faydaları:
          - Cimrilik, bencillik, kıskançlık gibi kötü duygu ve davranışlara engel olur.
          - Sevgi, dayanışma ve sorumluluk gibi güzel duygu ve davranışların gelişmesine katkı sağlar.
          - İnsanın kişiliğinin ve ahlakının gelişimine yardımcı olur.

     Paylaşma ve Yardımlaşmanın Toplumsal Faydaları:
          - Toplumsal dayanışmaya ve barışa katkı sağlar.
          - Toplumda huzuru artırır.
          - Zenginler ile fakirler arasında güçlü bir sevgi bağı kurulur.
          - Toplumda güven ortamı oluşur.


2- İSLAM'IN PAYLAŞMA VE YARDIMLAŞMAYA VERDİĞİ ÖNEM

Konuyla ilgili ayetler:
     1- "De ki: ...Harcadığınız her şey, ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış kişiler içindir. Allah yapacağınız her hayrı bilir." (Bakara suresi, 215. ayet)
     2- Takva sahipleri, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar (infak ederler). Öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever." (Âl-i İmran suresi, 134. ayet)

Konuyla ilgili hadisler:
     1- "Yetimin başını okşa, yoksulu doyur."
     2- "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir."
     3- "Müminler birbirlerine merhamet etmekte, birbirlerini sevmekte ve birbirlerini korumakta bir vücudun organları gibidir. Vücudun herhangi bir organı hastalandığında bütün vücut bundan rahatsız olur. Aynı şekilde bir mümin de sıkıntı içinde bulunduğunda, diğer müminler onun sıkıntısını, derdini ve üzüntüsünü paylaşırlar."

     İslam dini insanların yardımlaşma ve dayanışma içinde yaşamalarını ister. Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi bu durum Kur'an-ı Kerim'de çok defa vurgulanmıştır.
     İslam'ın ilk dönemlerinde müşriklerin baskı ve eziyetleri sonucunda Medine'ye hicret etmek zorunda kalan Mekkeli Müslümanlara sahip çıkan, onlarla maddi-manevi bütün imkanlarını paylaşan Medineli Müslümanlar, bu durum için çok güzel örnek teşkil ederler. Bu yüzden onlara "yardım edenler" anlamında "ensar" denilmiştir.


PAYLAŞMA VE YARDIMLAŞMA İBADETİ OLARAK ZEKAT


Zekatın kelime anlamı: Artma, çoğalma, arınma, bereket.

Zekatın terim anlamı: Zengin Müslümanların yılda bir kez malının veya parasının belli bir miktarını Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine vermeleridir.

Zekat farz bir ibadettir.
Hicretten iki yıl sonra Medine'de farz kılınmıştır.

Zekatın farz olması ile ilgili bir ayet: "Namazı kılın, zekatı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görür." (Bakara suresi, 110. ayet)

Zekatın amacı: Allah'ın emrini yerine getirmek, toplumsal yardımlaşmayı yaygınlaştırmak ve yoksulları korumak. 

Zekatın bireysel faydaları: 
     1- Müslümanın malını bereketlendirir.
     2- Allah'ın verdiği nimetlere şükür etme imkanı sağlar.
     3- Zekat veren, içinde yaşadığı topluma karşı insanlık görevini yerine getirmiş olur.
     4- İnsandaki cimrilik, bencillik gibi kötü duyguları yok eder; bunların yerini iyilik, hayırseverlik gibi güzel duygular alır.

Zekatın toplumsal faydaları: 
     1- Zenginlerle fakirler arasındaki kıskançlık, düşmanlık gibi kötü duyguları giderir.
     2- Zenginlerle fakirler arasındaki dostluk, saygı ve sevgi bağlarını güçlendirir.
     3- Bir ülkedeki fakir sayısının azalmasına katkı sağlar.
     4- Ekonomik dengesizlikleri önler, ekonomik hayatın canlanmasını sağlar.

Zekat kimlere farzdır:
     1- Müslüman
     2- Hür (esir olmayan, hapiste olmayan)
     3- Akıl sağlığı yerinde
     4- Ergenlik çağına ulaşmış
     5- Zengin (nisab miktarı malı olan)

          Bu özelliklere sahip kişiler zekat vermekle yükümlüdürler.

Nisab miktarı: Bir kişinin bir yıllık gelirinden yeme, içme, barınma, giyinme, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını ve varsa borçlarını karşılayacak miktarı çıkardıktan sonra elinde 81 gram altın (bazı kitaplarda 85 veya 80 olarak geçer) veya buna eş değer mal ya da para kalırsa bu miktara nisab miktarı denir. Bu durumdaki kişi elindeki nisab miktarı malın zekatını vermekle yükümlüdür.

Zekat nelerden verilir:
     - Zekat verilecek malın gelir getiren cinsten olması gerekir. (altın, gümüş, ticaret malları, menkul değerler vb)
     - Zarurî ihtiyacımız olan malların zekatı verilmez. (oturduğumuz ev, giydiğimiz elbiseler, ticari amaçlı değil de binmek için kullandığımız arabamız vb)
     - Zekat verirken malın iyisinden verilmelidir.

Zekat kimlere verilir:
     - Öncelikle kendi akraba ve komşularımızdan ihtiyaç sahibi olanlara
     - Yoksullara
     - Düşkünlere
     - Borçlu olanlara
     - Yolda kalmış yolculara
     - Zekat memurlarına
     - Müellefe-i kulûb'a (kalbi İslam'a ısındırılmak istenen gayr-i müslimlere)

Zekat kimlere verilmez:
     Kişi bakmakla yükümlü olduğu yakınlarına zekat veremez. Bunlar; eş, çocuk, torun, anne, baba, büyükanne, büyükbabasıdır.

Zekat nasıl verilir:
     - Öncelikle niyet edilmelidir. Çünkü zekat bir ibadettir.
     - Allah rızası için verilmelidir. (itibar kazanmak veya reklam yapmak için değil)
     - Verirken fakiri incitecek davranışlardan kaçınmalıdır. "Öyleyse yetimi sakın üzme, isteyeni azarlama" (Duha suresi, 9. 10. ayetler)



TOPLUMSAL DAYANIŞMA İBADETİ OLARAK SADAKA

Sadaka: Bir kişinin kendi isteğiyle ve sadece Allah rızası için yaptığı maddi-manevi her türlü yardıma ve iyiliğe sadaka denir.
     - Sadaka vermek sünnettir.
     - Sadakanın miktarı ve zamanı yoktur.
     - Sadaka vermek için zenginlik şartı yoktur. Bu yönüyle sadaka zekattan daha kapsamlı bir yardım şeklidir.
     - Sadaka maddi olarak verilebildiği gibi, manevi olarak da yerine getirilebilir. Güzel söz söylemek, selam vermek, başkası için hayır dua etmek, güler yüzlü olmak, hasta ziyareti vb davranışlar manevi sadakaya örnektir.

Sadaka-i Câriye: Kişiye hem yaşamında, hem de vefatından sonra sevap kazandırmaya devam eden sadaka türüdür. Örneğin; herkesin faydalanabileceği cami, okul, çeşme, hastane vb hayır kurumları yaptırmak, meyvesinden herkesin yiyebileceği ağaç dikmek...

Konuyla ilgili hadis: "Kişi öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey hariçtir: Sadaka-i cariye, insanlara yararlı bir ilim, kendisine dua eden hayırlı bir evlat."

Fıtır Sadakası (fitre): Ramazan ayında bayramdan önce verilmesi gereken bir sadakadır. Zengin olan her Müslümanın vermesi gerekir. 
     - Fitre vermek, nisap miktarı malı olan her Müslümana vacibtir
     - Fitre bir ailedeki her birey için aile reisi tarafından kişi başına verilir. 
     - Fitrenin miktarı, bu sadakayı veren kişinin bir günlük yiyecek masrafı kadardır.
     - Fıtır sadakası, zekat verilebilecek kişilere verilir.
     - Fıtır sadakası sağlık içerisinde Ramazan bayramına kavuşmanın şükrü anlamına gelir.


YARDIMLAŞMA KURUMLARIMIZ 

Konuyla ilgili ayet: "Mal, mülk ve çoluk çocuk, dünya hayatının süsüdür. kalıcı olan işler ise Rabb'inin katında hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha layıktır." (Kehf suresi, 46. ayet)
Konuyla ilgili hadis: "Kim Müslüman kardeşine yardım eder ve onun ihtiyacını karşılarsa Allah da ona yardım eder. Kim Müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir..."
     Dinimizin toplumsal yardımlaşma ve dayanışmaya verdiği önem ve Peygamber Efendimizin yukarıdaki hadis-i şerifinde verdiği müjdeli haber Müslümanları toplumsal yardımlaşmaya ve dayanışmaya yöneltmiştir. Atalarımız bu bağlamda kurumsal yardım faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Bunlara örnek;
     İmarethane: Yoksul ve kimsesizlerin beslenmeleri için kurulan aşevleri
     Darüşşifa: Hastaların tedavisi için kurulan hastaneler
     Darülaceze: Yaşlıları korumak ve barınma imkanı sağlamak için kurulan huzurevleri
     Vakıflar: Öğrencilere yardım etmek, ağır kış şartlarında hayvanlara yiyecek sağlamak amaçlarıyla kurulan vakıflar

     Günümüzdeki yardım kurumları:
     Kızılay, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Milli Eğitim Vakfı, Türkiye Diyanet Vakfı, Belediye Aşevleri...


Hac: Şartları tutan Müslümanların yılın belirli günlerinde (hicrî aylardan zilhicce ayında) dinimizce önemli kabul edilen Kabe, Arafat ve çevresindeki yerleri ibadet niyetiyle ziyaret etmesidir. 

Hac, farz bir ibadet olup hicretin 9. yılında farz kılınmıştır.
Hac, hem beden hem de mal ile yapılan bir ibadettir. 

"... Gücü yetenlerin o evi (Kabe'yi) haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır..." (Al-i İmran suresi, 97. ayet)

Hac kimlere farzdır:
 
     - Müslüman olanlara
     - Akıl sahibi olanlara
     - Ergenlik çağına girmiş olanlara
     - Ekonomik durumu iyi ve yeterli olanlara
     - Sağlığı hac için elverişli olanlara
     - Özgür olanlara
     - Bulaşıcı hastalık, terör veya savaş gibi yol güvenliğini tehlikeye düşürecek bir durumla karşı karşıya olmayanlara hac farzdır.

Haccın farzları: İhram, tavaf, vakfe.
                                                                              
Hac nasıl yapılır:
     - Mikat sınırında ihrama girilir.
     - Hacerül esved'den başlayarak tavaf yapılır.
     - Safa ve Merve tepeleri arasında sa'y yapılır.
     - Kurban bayramı arefesinde öğleden sonra Arafat'ta vakfe yapılır.
     - Aynı gün güneş batınca Müzdelife'ye gidilir. Burada akşam ve yatsı namazları birleştirilir ve bayram sabahına kadar müzdelife vakfesi yapılır.
     - Bayramın birinci günü Mina'da şeytan taşlanır, ardından kurban kesilir.
     - Sonra tıraş olunarak ihramdan çıkılır.
     - Daha sonra farz olan ziyaret tavafı yapılır.
     - Hac görevini böylece yerine getirenler Mekke'den ayrılmadan önce son kez Kabe'yi tavaf ederler. Buna "veda tavafı" denir.

Hac niçin yapılır:
     - Hac, öncelikle Allah'ın rızasını kazanmak için yapılır
     - Allah'ın emri (farz) olduğu için yapılır
     - Sevap kazanmak için yapılır
     - Allah'ın vermiş olduğu sağlık ve zenginlik nimetlerinden dolayı şükretmek için yapılır

UMRE İBADETİ 

Umre: Hac ibadetinde olduğu gibi Suudi Arabistan'ın Mekke kentinde yer alan kutsal mekanları ziyaret etmek demektir. 
     Umre ibadeti sünnettir.  

Hac ve Umre arasındaki farklar: 
     1- Hac farz, umre sünnettir.
     2- Hac belirli zamanlarda yapılır, umre ise hac zamanı dışında her zaman yapılabilir.
     3- Bir yıl içinde ancak bir kez hac yapılabilir, umre ise birden çok yapılabilir.
     4- Umrede sadece ihrama girilerek Kabe tavaf edilir ve sa'y yapılır.
     5- Umrede vakfeşeytan taşlama ve kurban kesme yoktur.


HAC VE UMRE İLE İLGİLİ KAVRAMLAR 

Kabe: Yeryüzünde Allah için yapılan ilk mabettir. Diğer adı "Beytullah"tır. Kabe'yi Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s.) Allah'ın emriyle inşa etmiştir. Yapımı tamamlanınca ilk tavafı Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail ile birlikte yapmış ve bütün insanları Kabe'yi ziyarete davet etmiştir. Kabe hicretin 2. yılından itibaren namaz kılmak için kıblemiz olmuştur.

Mescid-i Haram: Kabe'nin çevresi revaklarla daire şeklinde çevrilmiştir. Bu alana Mescid-i Haram denir. Zemzem suyu da bu mescidin içinde yer alır.

İhram:
 Hacıların giydiği beyaz dikişsiz elbisedir. Başka zamanlarda yapılmasında sakınca olmayan bazı davranışlar (saç, sakal, tırnak kesmek, bitkileri koparmak, hayvanlara zarar vermek) ihramlı kişiye yasaktır.İhrama mikat sınırında girilir.

Mikat: Hacıların ihram elbisesini giydiği ve ihram yasaklarının başladığı sınır. (yukarıdaki haritaya bakınız)

Telbiye duası: Hac ibadetine başlamadan önce ihrama girerken okunması zorunlu olan dua. Diğer hac görevlerini yerine getirirken de okunur.  

     Lebbeyk                                                                          
     Allahümme lebbeyk                                                            
     Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk                                      
     İnnel hamde ven nimete leke vel mülk lâ şerike lek     
  
     Buyur
     Allah'ım buyur
     Buyur ey ortağı olmayan! Buyur.
     Tüm hamd ve nimetler sana aittir. Senin ortağın yoktur 

Tavaf: Kabe'nin güneydoğu köşesinde yer alan Hacerül esved taşının hizasından başlayarak Kabe'nin etrafında 7 (yedi) defa dönmektir. Tavaf haccın farzlarındandır.

Şavt: Tavaf ibadetindeki her bir dönüşe verilen isim.

Sa'y: Mekke'de yer alan Safa ve Merve tepeleri arasında yedi kez hızlı adımlarla gidip gelmek şeklinde yapılan ibadettir. Sa'y ibadetine Safa tepesinden başlanır, Safa'dan Merve'ye dört, Merve'den Safa'ya üç defa gidilir.

Vakfe: Kurban bayramı arefesinde öğle vaktinden sonra bayram sabahına kadar bir süre Arafat tepesinde bulunmak suretiyle yapılan ibadettir. Arafat vakfesinden sonra bayram sabahı Müzdelife'de vakfe yapılır. Vakfe haccın farzlarındandır.

Mescid-i Nebi: Peygamber Efendimiz'in Medine'de bulunan mübarek mezarıdır. Hac ibadetinden sonra hacılar Medine'deki Mescid-i Nebi'yi ziyaret ederler. Peygamberimiz "Beni vefatımdan sonra ziyaret edenler, hayatımda ziyaret etmiş gibidir." buyurmuştur.

HACCIN İNSAN DAVRANIŞLARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 

İhram: insanlar arasındaki makam, mevki, ünvan gibi farklılıkları ortadan kaldırır, herkesi eşit konuma getirir. İnsanları gösterişten uzak, sade bir görünüme kavuşturur. İhram yasakları insanlara sabretme alışkanlığı kazandırır, iradeyi güçlendirir.

Tavaf: Müslümanların birlikteliğinin sembolik bir ifadesidir. Ayrıca Allah'a olan bağlılığımızın bir göstergesidir.

Vakfe: Mahşerde Allah'ın huzurunda bekleyişi simgeler.

Sa'y: Hz. İbrahim Peygamberin eşi olan Hacer annemizin, oğlu İsmail için ortaya koyduğu gayretin yeniden yaşatılmasıdır. O çölde ümidini yitirmemiş, su aramak için çok çaba sarfetmiştir. Dolayısıyla sa'y ibadeti ümit, sabır ve kararlılığın bir ifadesidir.

Şeytan taşlama: Şeytan taşlama, iyi bir insan olmak için çaba sarfetmek, iyiliğin önündeki engelleri kaldırmak için mücadele etmek, hile, vesvese gibi kötü duygulardan uzak durmak için çalışmak anlamındadır.

Kurban: Allah'a yaklaşmak ve O'nun rızasını kazanmak amacıyla belirli bir zamanda (Zilhicce ayında) uygun özellikleri taşıyan bir hayvanı kesmek demektir.
     Kurban kesmek vacib bir ibadettir.

Konuyla ilgili ayet:
 "Onların ne etleri ne de kanları Allah' ulaşmaz. Fakat sizin takvanız (Allah'ın emirlerine olan bağlılığınız) O'na ulaşır. (Hac suresi, 37. ayet)

Kurban kesmek kimlere vacibtir:
 
     - Müslüman
     - Akıllı
     - Ergenlik çağına girmiş
     - Zekat verebilecek seviyede zengin olan Müslümanlara vacibtir.

Kurban ne zaman kesilir: 
     - Kurban, hicrî aylardan zilhicce ayı içerisinde yer alan Kurban Bayramının 1., 2. ve 3. günlerinde kesilir.

Kurbanlık hayvanlar: 

Kurban nasıl kesilir: Kurban kesecek kişinin öncelikle bu konuda bilgili olması gerekir. Eğer kendisi kesemiyorsa kesim işini iyi bilen birisini yerine vekil tayin eder. Kesmeye götürlürken hayvana iyi davranılmalı, eziyet edilmemelidir. Kurbanlık hayvan kıbleye doğru yatırılır, "Bilmillahi Allahü ekber" denilerek kesilir. Bu ibadet yapılırken temizlik kurallarına uyulmalıdır.

Kurban etinin paylaştırılması: Kurban etini üçe ayırmak sünnettir.
     - Bir bölümü yoksullara sadaka olarak verilir.
     - Bir bölümü misafir ve akrabaya ikram edilir.
     - Bir bölümü de ev halkı için ayrılır.
İsteyen kişi kurban etinin tamamını bağışlayabilir. Eğer kesen kişi ihtiyaç sahibi ise tamamını ev halkına da ayırabilir.

Kurbanın tarihçesi: Kurban ibadetinin tarihçesi Hz. İbrahim'e (a.s.) kadar uzanır. Hz. İbrahim bir rüya görür ve rüyasında oğlu İsmail'i kurban etmesi istenir. Hz. İbrahim durumu o sırada genç bir delikanlı olan oğlu İsmail'e anlatır. Hz. İsmail de büyük bir teslimiyet içinde babasına emredileni yapmasını söyler. Bunun üzerine Hz. İbrahim oğlunu kurban etmek üzere işe koyulduğunda Allahü Teala Cebrail meleğini gönderir. Bunun bir imtihan olduğunu, Hz. İbrahim'in bu imtihanı geçtiğini ve oğlunu kurban etmeyi bırakıp bir hayvan kurban etmesini emreder. Hz. İbrahim de bu emre uyarak bir hayvan kurban eder ve Allah'a şükreder.
"Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükafatlandırırız. Bu gerçekten çok açık bir imtihandı. Biz oğluna bedel olarak ona büyük bir kurban verdik." (Saffât suresi, 104.-107. ayetler)

Kurban çeşitleri: 
     1- Vacib kurban: Kurban bayramında kesilen kurban.
     2- Adak kurbanı: Bir isteğimizin olması halinde kesilmek üzere Allah'a adanan kurban. Kesen kişi ve bu kişinin bakmakla yükümlü olduğu yakınları adak kurbanından yiyemez.
     3- Akika kurbanı: Çocuk sahibi olan anne-babanın yeni doğan bebekleri için Allah'a şükretmek amacıyla kestikleri kurban. Bu kurbanın etinden kesen kişi ve yakınları yiyebilir.
     4- Şükür kurbanı: İnsanların müjdeli bir haber veya yeni bir eşya aldıklarında Allah'a şükür amacıyla kestikleri kurban. Bu kurbanın etinden kesen kişi ve yakınları yiyebilir.

Kurban ibadetinin faydaları: 
     - Kişiyi Allah'a yaklaştırır.
     - Kesen kişi Allah'ın emrine uyarak kulluk bilincini ortaya koyar.
     - Kişiyi bencillikten kurtarır, cömertliğe yöneltir.
     - Kurban, toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar.
     - Zenginle fakir arasındaki bağları güçlendirir.
     - Hz. İbrahim ve Hz. İsmail gibi kurban kesen kişinin de Allah'ın emirlerine uymaya hazır olduğunun sembolik bir ifadesidir. 
1- AKLIN DİNÎ SORUMLULUKTAKİ YERİ VE ÖNEMİ 

     Akıl: Arapça bir kelime olup bağlamak, alıkoymak, korumak anlamlarına gelir.
     Mükellef: Allah'ın emir ve yasaklarından sorumlu (yükümlü) olan kişilere denir. Mükellef olmak için akıl sahibi ve ergenlik çağına ulaşmış olmak gerekir.


İnsan, akıl ve irade sahibi olduğu için diğer canlılardan farklıdır. 

İnsanın mükellef(sorumlu) bir varlık olmasının sebepleri:

     1- İnsanın akıl sahibi olması
     2- Bu aklıyla iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırma işini yapacak iradeyi (seçmek) sergilemesi

İnsanın Allah katında sorumlu olduğu durumlar:

     1- Allah'ın varlığına, birliğine ve diğer iman esaslarına (imanın altı şartına) inanmak
     2- Allah'ın emir ve yasaklarına uymak, ibadetlerini yapmak
     3- Güzel ahlaki davranışlar sergilemek

Allah katında mükellef (dinî sorumluluğu) olmayanlar:
     1- Ergenlik çağına ulaşmamış çocuklar
     2- Aklî dengesi yerinde olmayanlar

2- KUR'AN AKLIMIZI KULLANMAMIZI İSTER
 

     - Kur'an akla büyük önem verir; insanın aklıyla düşünmesini, araştırmasını ve doğruya ulaşmasını ister. Kur'an'daki bir çok ayette "Düşünmez misiniz, aklınızı kullanmıyor musunuz, anlamaz mısınız" gibi ifadeler, insanı düşünmeye ve aklını kullanmaya çağırır.

     - Kur'an'da insanın yeryüzünde gezip dolaşması, olayları yerinde incelemesi, aklıyla temellendirmesi ve Allah'ın varlığını, birliğini aklıyla kavraması istenmektedir.

     - Kur’an-ı Kerim’de, evrendeki düzenli işleyiş konusunda bilgiler verilir. Ay’ın, Güneş’in, gezegenlerin uyumlu bir şekilde hareket ettiği vurgulanır. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi, yağmurun yağması gibi olaylara dikkat çekilir. Allah’ın; dağları, denizleri, ırmakları, bitkileri ve hayvanlarıyla yeryüzünü kusursuz bir şekilde yarattığı belirtilir. İnsanın bunlar üzerinde düşünmesi ve aklını kullanması istenir. Böylece insan aklıyla, bilinçli bir şekilde Allah’ın varlığını ve gücünü kavramaya çağrılır.

     Kur'an'ın aklımızı kullanmamızı istemesinin nedenleri:
     1- Allah'ın varlığını ve birliğini kavramak
     2- Allah'ın verdiği nimetlerin değerini anlamak
     3- İyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı birbirinden ayırmak ve bu sayede yararlı ile zararlı olanın farkına varmak
     4- Zorluklarla mücadele edebilmek
     5- Kendimizi her konuda geliştirmek ve üretken olmak
     6- Hayatı kolaylaştırmak




3- KUR'AN DOĞRU BİLGİYE ÖNEM VERİR 

Doğru bilgi: Gerçek, güvenilir ve kesin olan, zan ve tahmine dayalı olmayan bilgilere doğru bilgi denir.

Kur'an'da doğru bilginin önemi:
     1- Sözlerimizin, tercihlerimizin ve davranışlarımızın doğru olabilmesi için bilgilerimizin de doğru ve güvenilir olması gerekir.
     2- Doğru bilgi inancı güçlendirir. Bu sayede insan Rabbine daha çok yaklaşır.
     3- Kur'an; doğru bilgiye ulaşmayı teşvik eder, doğru bilgiye ulaşmanın yollarını açıklar ve bu konuda aklımızı, duyularımızı kullanmamızı ister.
"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." (Zümer suresi, 9. ayet)


4- KUR'AN'DA BİLGİ EDİNME YOLLARI
 

Kur'an'da bilgi edinme yolları üçtür: Duyu organları, akıl, vahiy.
 
     1- Duyular:
           İnsan; görme, duyma, tat alma, dokunma ve koklama duyularıyla bilgi edinir. Kur'an insanları doğayı gözlemlemeye, yaratılan güzellikleri görmeye, evrendeki düzeni fark etmeye davet ederek insanın bunlar üzerine düşünmesini ve doğru bilgiye ulaşmasını ister. Duyularını ve aklını kullanmayanları ise "Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir." (Bakara, 18.) diyerek kınar.

     2- Akıl:
          Kur'an'a göre insan aklıyla doğru bilgiye ulaşabilir, hatta aklıyla Allah'ın varlığının bilgisini bulabilir. Örneğin Hz. İbrahim (a.s.) aklını kullanarak Allah'ın varlığı bilgisine ulaşmıştır. Bu yüzden Kur'an aklımızı kullanarak düşünmemizi, araştırmamızı ve doğru bilgiye ulaşmamızı ister.
     3- Vahiy:
          Vahiy nedir: Allah tarafından peygamberlere gönderilen emir, yasak, öğüt ve bilgilerin tümüne vahiy denir. Vahiy, ilahî kaynaklı olduğu için kesin ve doğru bilgiler içerir.
          Vahyin bilgi verdiği konular: Vahiy, akıl ve duyularla elde ettiğimiz bilgilerin yanı sıra bunlarla ulaşamadığımız konularda da bilgiler verir. Allah'ın varlığı ve birliği, isimleri, sıfatları, melekler, kutsal kitaplar, peygamberler, ahiret hayatı, kader-kaza, ibadetler (namaz, oruç, hac, zekat ...), evrenin yaratılışı, toplumsal hayata ilişkin hükümler vb vahyin bilgi verdiği konulardandır.   
     Akıl-vahiy ilişkisi: Dinin hükümleriyle aklın hükümleri birbirini destekler. Kur’an’ın getirdiği ilkeler, akla uygundur. Çünkü aklı yaratan da, vahyi gönderen de Allah’tır.


     Akıl-duyular ilişkisi: Akıl, duyularla elde edilen bilgileri değerlendirir. Olaylar arasında bağlantılar kurar. Ulaştığı sonuçlardan yeni bilgiler üretir.

5. BİLGİ TAASSUBU ÖNLER
 

Taassup: Bir görüşe, bir inanca körü körüne aşırı derecede bağlanıp ondan başkasını kabul etmemek taassuptur. Buna bağnazlık da denir.
     Taassup sahibi bir insan;
     • Başkalarının inanç, düşünce ve görüşlerine saygı göstermez
     • Diğer görüşlerin doğru ve gerçeklik payı olduğunu kabul etmez
     • Sadece kendi düşüncesini doğru, tartışılmaz ve kesin olarak kabul eder
     • Kendi fikir, kanaat ve inançlarını zorla başkalarına kabul ettirmeye çalışır

     Taassubun nedenleri:
          1- Eğitimsizlik, cahillik, bilgisizlik
          2- Körü körüne taklit etmek
          3- Aklı kullanmamak

     Taassubun zararları:
          a) Bireysel:
     - Bağnaz insan dış dünyaya kapalıdır
     - Başkalarının fikirlerini, görüşlerini dinlemez
     - Her türlü yeniliğe karşıdır
     - Kendisini geliştiremez
          b) Toplumsal:
     - Toplumdaki sevgiyi, kaynaşmayı, yardımlaşmayı zedeler
     - Barış ve huzur ortamına zarar verir
     - Hoşgörü ortamını zedeler

     Taassuptan kurtulma yolları:
       İslam dini körü körüne taklidi ve taassubu; okuma, araştırma, düşünme ve sorgulama gibi eylemlerle kaldırmayı hedefler. İnsanları bilgi sahibi olmaya teşvik eder. Taassubun ortadan kaldırılması ancak bilgiyle olur. Düşünen, sorgulayan ve araştıran insan ön yargılarından uzaklaşır. Kişi, doğru bilgiyle başkalarının düşünce ve davranışlarını taklit etmez. Bilgisiyle kendi düşünce ve davranışlarını muhakeme eder. Bir düşünceyi, inancı araştırıp anlayarak kabullenir. Bu şekilde bilinçli davranışlar geliştirir.